Rehberlik ve Psikolojik Danışma

Okulumuz rehberlik etkinliklerini bireysel, grup, koruyucu ve mesleki rehberlik başlıklarında toplayabiliriz.

Bu hizmeti verirken öğrencilerimize yönelik çalışmalarda onları

  • Kendini  ifade etme
  • Duygularını tanıma  ve ifade etme
  • Özgüven kazanma
  • Otokontrol sağlamak
  • Empati becerisi geliştirmek
  • Dikkat ve konsantrasyon geliştirmek
  • Yaratıcılıklarını geliştirmek
  • Sosyal beceri kazanma
  • Problem çözme becerisi geliştirmek
  • İlgi ve yeteneklerinin farkında olabilmeleri
  • Kendilerini tanımaları ,

konusunda geliştirmeyi hedefliyoruz.

Öğrencilere yönelik çalışmalardan biri olan rehberlik dersleri ,grup çalışmaları şeklinde planlanır. Yukarıdaki hedefler dışında her yaş grubunun kendi ihtiyacına göre belirlenmiş olan etkinlikler yapılır.

Veli seminerleri : velilerimize katkısı olacağını düşündüğümüz konular bazen seminerler bazen de grup çalışmaları şeklinde planlanarak uygulanır.

Bireysel görüşmeler : İhtiyaç hisseden öğrencilerimiz ve velilerimiz rehber danışmanlarından randevu alarak bireysel görüşme yapabilirler . Öğrencilerimiz aile arkadaş ve okulla ilgili yaşadıklarını güven ve rahatlıkla paylaşabildikleri  danışmanlık alırlar.

Rehber danışman da  ihtiyaç olan hallerde bireysel öğrenci ,veli görüşmeleri yapmak için velileri okulumuza davet eder.

Sınıf ve branş öğretmenleri öğrenciyi tanıma gelişimini takip etme gibi konularda danışmanlık alırlar.Her seviyede ayda en az bir kez  Sınıf öğretmeni-rehber danışman toplantı yaparak sınıfın akademik durumu ve gelişimini konuşurlar.

101 EĞ. PSİK.

101 Eğ. Psik. psikolojik danışman olmak için eğitim aldığım sırada üniversitede aldığım bir dersin adıydı. Dersin kendisi hayatımda katıldığım en sıkıcı derslerden biriydi ve eğitim sisteminde nelerin yanlış olduğuna verilebilecek mükemmel bir örnek olabilirdi. Dersin konusu, eğitim “fikri” ve “kavramı”nın tarih boyunca dünya çapında kültürlerarası geçişli olarak nasıl değişimler geçirdiğiydi.

Eğitimin kökeni dünya üzerindeki ilk insana kadar gitse de, eğitim bilim olarak oldukça yeni bir alandır. Orta çağlarda, eğitim daha çok dinle ilişkilendiriliyordu ancak laik eğitim enstitülerinin 11. yüzyıl kadar erken dönemlerde de varolduğu biliniyor. Bazı felsefeciler insanların, daha sonra deneyimleri ve etraflarındaki dünyaya dair algıladıklarından gelen bilgiyle doldurulmak üzere “boş tablet”ler olarak doğduklarını savunurken; bazı felsefeciler de insanoğlunun doğduğunda “bilgi”ye sahip olduğunu ve eğitimin zaten bildiklerini hatırlamasını sağladığını savunuyorlardı. 

Bugün bildiğimiz anlamda eğitim kavramının temelleri ise Amerikalı felsefeci ve psikolog John Dewey’nin fikirlerinden ilham almıştır. Dewey, geleneksel eğitim anlayışının katı ve otoriter bir yaklaşım içinde olarak, bilgi aktarmayla fazla meşgul olduğunu ancak öğrencilerin gerçek deneyimlerini anlamaya yönelik bir ilgisi olmadığını düşünüyordu. Eksperiyental eğitime, ya da bizim dediğimiz şekliyle “uygulamalı öğrenme”ye inanıyordu. Eğitimin çocuklara güncelliğini yitirmiş çağdışı bilgilerin ezberletilmesi olmaması gerektiğini, bunun yerine öğrencilere hayatlarına “bir insan ve vatandaş” olarak uygulayabilecekleri bilgi ve becerilerin verilmesini amaçlaması gerektiğini vurgulamıştır.

Eğitim için bugün kullandığımız tanım, öğrenme ve öğretme şemaları dahilinde öğrencinin bilişsel, sezgisel ve zihinsel işlevlerini geliştirecek tüm kavram ve faaliyetleri içermesinden dolayı tarih boyunca kullanılmış en karmaşık tanımdır. Bu sebeple eğitim, gelişim psikolojisi ve gelişim teorilerine ek olarak zihnin doğası ve otorite sorunsalıyla da ilgilenmelidir. Eğitim kavramını birçok açıdan tanımladığımız için, öğrencinin gelişimsel seviyesini, öğrenim ortamının etkilerini, bilginin yapısal içeriğini ve Öğrenme Teorileri ve Öğretme Teorilerinin etkisini dikkate almak zorundadır.

Okulumuzda, eğitim sisteminin her yaş grubu için yıllık eğitim programını hazırlarken öğrencileri merkezine alarak kişiliklerini, potansiyellerini ve ilgilerini dikkate aldığını görmek, bir psikolojik danışman olarak, eğitimin bütüncül bir anlayış içinde olmasından dolayı memnun etti. Eğitsel bakış açısı kadar; sosyal, psikolojik ve gelişimsel bakış açılarını da dahil etmektedir; ki bu çok gerçekçi bir yaklaşımdır ve gerçek hayata da uyarlanabilir çünkü insan ırkı olarak hiçbirimiz sadece eğitim teorilerinden oluşmuyoruz.  

1916 tarihli “Hayatın Bir Gerekliliği Olarak Eğitim” (Education as a Necessity of Life) adlı kitabında Dewey der ki “Fizyolojik yaşam için beslenme ve üreme neyse, sosyal yaşam için de eğitim odur. Bu eğitim asıl olarak, iletişim aracılığıyla aktarımdan oluşur. İletişim, ortak bir mülk haline gelene kadar deneyimin paylaşılması sürecidir”.   
Gelecek yılda hepimize, biz öğrenciler, öğretmenler ve veliler için, bol iletişimli zamanlar diliyorum çünkü iletişim hepimizi birlikte büyütecektir...

Funda BAYSAL, MA
Psikolojik Danışman

ÇOCUKLAR NELERDEN KORKAR?
KORKULARI İLE BAŞEDEBİLMEK İÇİN ONLARA NASIL
YARDIMCI OLABİLİRİZ?

Kayıpların tehditlerin ayrılıkların, değişimlerin yer aldığı yaşamda korku yaşanılan doğal bir duygudur. Korku bulunduğumuz duruma uygun tepki vermemiz, bizi tehdit eden bir durumda hızlı davranmamızı sağlar. Korku duygusu bizi dikkatli olmaya hazırlar, bizi durum karşısında savunma yapmaya ya da kaçmaya iter. Korku koruyucu bir tepki olarak yaşamı destekler, kişisel olgunlaşmada yardımcı olur. Ama tüm bunların yanı sıra da korkunun insanı kısıtlayan engelleyen, yanları da vardır. Korku duygusundan kaçamamak, onu fark etmek, tanımlamak gerekir.

Çocukların yaşadıkları korkulara baktığımızda üç yaşın altındaki çocuklar genelde ebeveynlerinden ayrı kalma ve onların yokluğu durumunda korku yaşarlar. Küçük yaştaki çocukların neden korktuğunu bilmediğimizde, çocuğa bedensel yakınlığımızı hissettirmek, ona sarılmak, kucaklamak ona iyi gelecektir. Küçük çocuklar yardıma muhtaç oldukları için anneye aşırı bağımlıdırlar. Böylesine yakın bir ilişkiden dolayı da annenin sinirliliği, korkuları, reddedişleri, hassasiyeti, sabrı ve sevgisi de çocuğa geçer. Böylelikle korku da anneden çocuğa geçer. 

Çok somut ve anlaşılır olan bir korku çocukların daha önce bir kere canını acıtmış olan doktorlardan ürkmesidir. Özellikle diş hekimine duyulan korku çok özel korkulardan biridir. Anne ve babadan birisinde de bu korku varsa çocuk bu korkuyu daha fazla yaşayabilir. Çocuğu daha dişleri çürümeden bir doktora götürmek, diş fırçalamakla ilgili bilgi edinmesini ve ortamı tanıması bu konuda güvende hissetmesine yardımcı olabilir. Çocuğu doktora götürürken aşı olacaksa hissedeceği acı ile ilgili dürüst olmak abartmadan onun anlayabileceği bir benzetme ile tarif etmek onu hazırlıklı kılacak doktor korkusunun yerleşmesini engelleyecektir.

Çocukların çevrelerinden bir şekilde öğrendikleri hayalet canavar yaratık korkuları vardır. Bu korkular karanlıktan korkmakla bağlantılıdır. Karanlıkta her şey farklıdır. Çocukların kendilerini karanlıkta yalıtılmış ve yalnız hissetmeleri normaldir. Yatağının yanı başında şirin bir gece lambasının olması çocuğunuzu rahatlatabilir. Herhangi bir hayalet korkusundan bahsediyorsa; alay etmemeli, gülmemeli, hayalet sandığı şeyin ne olduğunu anlamaya çalışmalı, gördüğünü söylediği bir şey varsa oraya birlikte gitmeli, görünmediklerini ve bir şey yapmadıklarını anlamasını sağlamalı. Korktuğu şeyi çok iyi tanımlayamıyorsa resmini yaptırabilirsiniz. Çocuğunuza her şeyin karanlıkta farklı göründüğünü açıklayabilir bu tip korkuları ile ilgili onunla konuşup cesaret verebilirsiniz.

Çocukların uyurken gördükleri kâbuslar ertesi gün korkuyla kalkmalarına sebep olabilir. Kâbus gördüklerinde kalkıp ışığı açması kâbusunu anne ve babasıyla paylaşması, kâbusunun resmini çizmesi çocuklara iyi gelecektir. Çocuk en geç ertesi sabah kâbusunu anlatabilmeli ve ebeveynlerinden onların da bazen korkutucu rüyalar gördüklerini öğrenebilmelidir. Kâbus olsun olmasın, rüyalarını aile bireylerinin birbirleri ile paylaşması aralarındaki olumlu iletişim ve paylaşıma katkıda bulunacaktır.

Kimi zaman çocuklar anne baba arasındaki tartışmalardan kendilerini sorumlu tutarlar ve onların ayrılmalarından korkarlar. Çocuklar kendi kötü davranışlarının babayı evden kaçırdığı ya da anne ve babasının eğitim üzerine kavga ettikleri için ayrıldıkları düşüncesine çok kolay varırlar. Anne babalarının aralarında geçenleri, çocuklarına yaşlarına uygun bir şekilde açıklamaları gerekir. Eğer ayrılığı düşünüyorlarsa, ayrılıkla birlikte nelerin değişeceğini, çocuğu nelerin beklediğini, olan biten olaylarda onun hiçbir suçu olmadığını anlatmaları çocuğu rahatlatacaktır. Bir ayrılık durumunda olan ebeveynler bazen o kadar çok kendi duyguları ile ilgili olurlar ki, çocukları ile ilgilenmek için yerli gücü bulamayabilirler. Ama asıl böyle bir durumda çocukların kendilerine çok zaman ayrılmasına ihtiyaçları vardır. Ayrılık ve bu tip sarsıntılar korkuların oluşmasına ve fazladan ilgi ihtiyacına sebep olabilirler.

Çocukların düzenli akan hayatında bazen bir haber bülteni,  kaza, ölüm haberleri büyük yankılara sebep olabilir. Dünyasının merkezinde olan çocuk olup biten her şeyden sorumlu olduğunu düşündüğü ve benmerkezci olduğu için duyduğu felaketlerin onun başına gelebileceği duygusuna kapılır. Duyduklarının onun üzerindeki etkisine dikkat edilmeli mümkün olduğu kadar haber bültenlerinden belli bir yaşa kadar uzak tutulmalıdır. Yakın çevrede bu tarz olaylar olduğunda da onun bu konu hakkında ne düşündüğü kontrol edilmeli. Duygusal değişiklikler takip edilmeli kolay sinirlenme, sebepsiz saldırganlık, dışa dönükken içe kapanma sebepsiz mide bulantı ve karın ağrıları takip edilmelidir.

Kaynak: Gisela  Preuschoff, Çocukların  İçindeki  Korkular. Beyaz Yayınları
Psk. Feyziye Eroğlu

 

 

ISA

ISA

Kurumumuz ISA (The International Schools Association) üyesidir

ATATÜRK KÖŞESİ

Atatürk

Atatürk köşesini görmek için tıklayınız.

İLETİŞİM

Iletisim Bilgileri

Çamlıca Kampüsü 0 216 335 00 50-55-58
Ataşehir Kampüsü 0 216 456 78 86-89